İnsanlığın en temel ve devredilemez haklarının başında “Gıdaya Erişim ve Güvenilir Gıda Hakkı”nın geldiğini belirten Ebru Gündüz, “İnsanlığın en temel, devredilemez haklarının başında "Gıdaya Erişim ve Güvenilir Gıda Hakkı" gelmektedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. Maddesi'nde açıkça ifade edildiği üzere; her birey kendisinin ve ailesinin sağlığını, iyiliğini koruyacak yeterli bir yaşam standardına erişim hakkına sahiptir. Ancak ne yazık ki bugün ülkemizde tarladan sofraya uzanan gıda zincirinde halkımız ciddi bir "Gıda Terörü", denetimsizlik ve güvensizlik sarmalı ile karşı karşıyadır. Çocuklarımıza güvenle bir bardak süt içiremediğimiz, tenceremize ne koyduğumuzdan emin olamadığımız, helal ve temiz gıdaya ulaşmanın adeta bir lüks haline geldiği karanlık bir dönemi yaşıyoruz” dedi.

EBRU GÜNDÜZ: KASTEN İŞLENEN BİR SUÇTUR

Son yıllarda denetimlerin yeterince yapılmadığını öne süren Ebru Gündüz, cezasızlık algısının ve haksız ekonomik kazanç hırsının gıda sahtekarlığını basit bir hatadan çıkardığını ve toplum sağlığına ve nesillerimizin geleceğine kasten zarar veren bir gıda cinayetine dönüştürdüğünü kaydetti. Ebru Gündüz, “Yapılan analizler sonucunda hileli gıdaların yüzde 38’ini süt ve süt ürünleri, yüzde 22’sini et ve et ürünleri, yüzde 12’sini sıvı yağlar, yüzde 11’ini gıda takviyeleri ve yüzde 10’unu bal oluşturmaktadır. Arzın kısıtlı, talebin fazla ve fiyatların fahiş olduğu temel besin maddelerinde vatandaşımız ne yediğini bilemez hale getirilmiştir. Bal dediğimizde şifalı arı balı, süt ve et dediğimizde ise hilesiz ürünler tüketmek bu milletin en doğal hakkıdır. Zeytinyağına tohum yağlarının karıştırılması, et ürünlerine sakatat ve atıkların eklenmesi, süt ürünlerine nişasta ve jelatin katılması doğrudan halk sağlığına kastetmektir” diye konuştu.

YANLIŞ TARIM POLİTİKALARI NEDENİYLE GIDAYA ERİŞİM PAHALI HALE GELDİ

Türkiye’de yanlış tarım politikalarının da uygulandığını aktaran Ebru Gündüz, şöyle devam etti: “Mutfaktaki yangını ve evlatlarının beslenmesindeki tehlikeyi en yakından hisseden kadınlar olarak yetkililere sesleniyoruz. Taklit ve tağşiş yapan firmalara uygulanan yetersiz para cezaları derhal kaldırılmalı; hapis cezası, ticaretten men ve tesis kapatma dahil radikal adli yaptırımlar getirilerek hile yapmak ekonomik bir seçenek olmaktan çıkarılmalıdır. Küçük çiftçilerimiz, topraksız köylülerimiz ve özellikle tarımda alın teri döken kadınlarımız sebzecilik, meyvecilik ve hayvancılık alanlarında doğrudan desteklenerek yerel üretimin önü açılmalıdır. Denetim yetkisi yalnızca kısıtlı bir bürokrasiye bırakılmamalı; Ziraat, Gıda ve Veteriner Hekimleri Odaları gibi ilgili meslek kuruluşları denetim mekanizmalarına derhal dahil edilmelidir. Yüksek gıda enflasyonu karşısında ezilen dar gelirli ailelerimiz ve özellikle çocuklarımız için temel gıda maddelerine erişim, sosyal devlet ilkesi çerçevesinde devlet güvencesine alınmalıdır.”

Muhabir: Reyhan Büşra Büyükgüzel