Kültür

Uşak’ın hafızasını ayakta tutan görünmez mirasıyla: Uşak Kalesi

Dünyaca ünlü Osmanlı gezgini Evliya Çelebi’ye ait olan Seyahatname kitabının 9’uncu cildinde bahsettiği ‘Uşak Kalesi’ artık yerinde yok. Uşaklı belgeselci Alp Arslan Dur, kaleye ait kapıların ve taşların her ne kadar günümüze ulaşmamış olsa da bir zamanlar kenti simgeleyen bu yapının; taşları kaybolsa bile şehrin kimliğini hala ayakta tutan görünmez bir miras olduğunu söyledi.

Abone Ol

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi ve Osmanlı arşiv belgelerinde 17 ve 18’inci yıllarda Uşak’ta bir kalenin varlığından söz edildiğini belirten belgeselci Alp Arslan Dur, şimdilerde ortadan kaybolan yapının şehir hafızasında yerini koruduğunu belirtti. Bu belgelerde geçen yer adlarının Uşak'ın bir zamanlar ‘mahrûse şehir’, yani surlarla korunan önemli bir yerleşim olduğunu göstermekte olduğunun altını çizen Dur, Bölgenin 18'inci yüzyılda kesin olarak Türk hâkimiyetine girmesinin ardından, Selçuklu uç siyasetinin bir parçası olarak Uşak’ın yeniden şekillenmesiyle birlikte; köprüler, hanlar ve muhtemelen kale ile yeni bir şehir düzeninin kurulduğunu ifade etti.

KALEDE UŞAK’IN TİCARET YOLLARINA AÇILAN; BANAZ, HONAZ, KOMAR, KULA VE GEDİZ KAPILARI VARDI

17’inci yüzyılda Evliya Çelebi’nin, Uşak Kalesi'ni dörtgen planlı ve beş kapılı bir hisar olarak tasvir ettiğini aktaran Dur; Banaz, Honaz, Komar, Kula ve Gediz kapılarının yalnızca savunma noktaları değil; Uşak'ın ticaret yollarına açılan kapıları olduğunu söyledi. Dur, “18’inci yüzyıl Osmanlı kayıtlarında ise "Uşak Kalesi zabiti"nden söz edilmesinin, bu yapının uzun yıllar boyunca şehrin idarî ve askerî hayatındaki yerini koruduğunu göstermektedir” dedi. Kişisel sosyal medya hesabından ortada olan belgelerle kalenin varlığını öğrendiklerini belirten Dur, bazı yapıların yıkılarak yok olmayacağını şehrin hafızasında kendine her zaman yer bulacağını söyledi.

UŞAK KALESİ; TAŞLARIN HAFIZASINDA BİR ŞEHİR OLARAK TARİHİN TOZLU SAYFALARINDA YAŞIYOR

Konuyla ilgili paylaşımında, araştırmalar neticesinde kalenin ilk inşa evresinin 18’inci yüzyılda, Batı Anadolu'nun Türkleşme sürecine bağlı olduğunu ifade eden Dur, bu süreçte görev alan Şücaeddin Kızıl Beğ ve çağdaşlarının yürüttüğü imar faaliyetleriyle, kalenin ilişkili olabileceğinin düşünüldüğünü sözlerine ekledi. Dur, daha sonraki dönemlerde ise Germiyanoğulları tarafından onarılan ve Osmanlı idaresi altında varlığını sürdüren bu hisarın, 19’uncu yüzyıldaki büyük yangınlar ve şehirleşme süreci içerisinde yavaş yavaş ortadan kaybolduğunu paylaşımına ekledi. Bazı yapılar yıkılarak yok olmayacağını vurgulayan Dur, “Hisarardı Sokak'ta, Hisarkapı'nın hatırasında, Evliya Çelebi'nin satırlarında ve Uşaklıların ortak hafızasında yaşamaya devam ederler. Uşak Kalesi de böyledir; taşları kaybolmuş, fakat bir şehrin kimliğini hâlâ ayakta tutan görünmez bir mirastır. Bugün Uşak'ın sokaklarında dolaşırken onun surlarını göremezsiniz. Ne Banaz Kapısı ayaktadır ne Gediz Kapısı… Ancak Uşak Kalesi, şehrin hafızasında yaşamaya devam etmektedir” dedi.