Konya Ereğli İvriz Köy Enstitü’nden mezun olan Mehmet Aydın, mezun olduktan sonra köyüne geldiğini ve burada köy odasından sınıf yaptıklarını belirterek, bir odayı da ev olarak kullandığını aktardı. O dönemin yokluğuna rağmen eğitim ve öğretime olan ilgiye vurgu yapan Mehmet Aydın, ayağında ayakkabısı ve üzerinde doğru dürüst kıyafeti olmayan köy çocuklarının okuma aşkını şöyle aktardı:
SİYAH KARA LASTİK AYAKKABILARLA OKULA GELİYORLARDI, ONLARA YAKALIK VE ÖNLÜK TEMİN ETTİK
Mehmet Aydın, şöyle konuştu: “Öğrencilerimin hepsi fistan ve pijama pantolonu gibi kıyafetlerle okula geliyorlardı. Siyah lastik ayakkabılar vardı. Ben köyün ileri gelenleriyle konuştum ve o çevrede ilk defa öğrencilerime önlük, yakalık ve kurdele temin ettim. Bu büyük bir değişiklik oldu. Hatta orada köylüye bir de piyes hazırladım. Okulun bahçesinde sıralardan bir sahne meydana getirdim; çocuklara "Aman Oğlum" piyesini oynadım. Yani köylü bu piyesleri falan bilmiyordu. Edebiyat öğretmenimiz Cemal Erten’in yazdığı bir piyesi köydeki çocuklarla canlandırdık. Köy Enstitüsünde Cemal Erten adında bir edebiyat öğretmenimizdi o; çok sayıda çocuk kitabı yazdı. Ben de kitabını almıştım, aynen oynadık orada ve büyük bir ilgi gördü. İki tane okul masasını üst üste koyarak biri ters çevrilip ayakları yukarı gelecek suretiyle o ayakların arasını çarşafla gererek bir kürsü yaptım. Bayramlarda orada o kürsüden çocuklara şiir okutuyordum. Bayramın manasını ve önemini anlatan konuşmaları tamamen öğrencilerime yaptırıyordum ve orada bir devrim yarattım”.

RESMİ BAYRAMLARDA DAVUL ZURNA İLE ÇAĞRI YAPIYORDUK, DAVULUN SESİNİ DUYANLAR ÇİFT VE ÇUBUĞA GİTMEZDİ
“Artık diğer köylere de bu örnek oldu; onlar da önlük ve yakalık düzenine geçtiler. Büyük bir bayram törenimiz oluyordu” diyen Mehmet Aydın, şöyle söyledi: “Köylüleri toplayabilmek için başka köylerden davul ve zurna getirtiyorduk. O davulun sesini duyan kimse o gün çifte gitmezdi. 23 Nisan ve Cumhuriyet bayramlarını o şekilde kutlardık; fener alayları vesaire... Ben okulda gördüklerimi orada uyguladım ve bu büyük bir değişiklik oldu. Halen öğrencilerim bunu anlatırlar. Gece köyün karşısındaki tepeye çıkar, fener alayıyla oradan öğrencilerimden biri şiir okurdu. Eski Uşak tepesi üzerinde köprünün karşısında bir tepe var... Orada öğrencilerimden birine şiir okuturdum, kız öğrencime. Arkasından da ben Atatürk'ün Gençliğe Hitabe'sini okuyordum yüksek sesle, bütün köylü bunu dinliyordu. Bir sene onu okutuyordum, bir sene İstiklal Marşı'nı şiir olarak okuyordum. Ve böyle derin bir intiba bıraktım köyde; halen bunu anarlar, büyük bir saygıları vardır bana karşı. Böyle bir dönem geçirdim orada.”





