Uşak Kent Tarihi Müzesi Arkeoloğu Cengiz Doğan, Hasan Hilmi İlkokulu Öğretmeni Hüsnü Ersoy’un “Kurtuluş Savaşı Anıları”ndan yola çıkarak kentin işgal yıllarından kurtuluşa uzanan sürecini anlattı. Uşak’ın Milli Mücadele döneminde yaşadığı acılar ve verilen direnişin detayları, tanıklıklarla bir kez daha gün yüzüne çıktı. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgaliyle başlayan süreçte Yunan kuvvetlerinin hızla ilerlediğini belirten Doğan, Uşak’ta 30 Temmuz 1919’da Doğu Milli Hareket Merkezi’nin kurularak Kuvayı Milliye teşkilatlanmasının sağlandığını ifade etti. 29 Ağustos 1920’de Uşak’ın Yunan işgaline uğradığını aktaran Doğan, işgal sürecinde şehirde sokağa çıkma yasaklarının uygulandığını, halkın can ve mal güvenliğinin ciddi şekilde tehdit altında olduğunu belirtti. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ile birlikte Türk ordusunun hızla ilerlediğini belirten Doğan, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılan zaferin ardından Uşak’ın kurtuluş sürecinin başladığını söyledi. 1 Eylül 1922’de Türk topçusunun şehir çevresini ateş altına almasıyla birlikte Yunan kuvvetlerinin geri çekilmeye başladığını ifade etti. İşte Hasan Hilmi İlkokulu öğretmeni Hüsnü Ersoy’un Kurtuluş Savaşı anılarından önemli kesitler;

MUSTAFA KEMAL’İN UŞAK’A İŞGALDEN EVVEL GELİŞİ, GÖNÜLLÜ ASKER YAZIMI İŞİNİ HIZLANDIRDI
29 Ağustos’tan 1 Eylül’e...
15 Mayıs 1919’da Yunanlılar güzel İzmir’imize asker çıkarmışlardı. Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan Türkiye’yi arzu ettikleri şekilde aralarında taksim etmek ve bu taksime Türkleri zorlamak için, Avrupa devletlerinin desteği ile, asırlarca Türklerin hâkimiyeti altında yaşamış, köleliğini yapmış şımarık Yunanlılar bu işe cesaret etmişlerdir. Karşılarında teşkilâtlı bir kuvvet görmeyen düşmanın ilerlemesi hızla devam ediyordu. İlerleyen düşmanla savaşmak için üç ayrı Millî Hareket Merkezi kurulmuştu. Merkezi Balıkesir’de olan Kuzey ve merkezi Nazilli’de olan Güney merkezleri yanında, 30 Temmuz 1919’da Uşak’ta, merkezi Uşak olan Doğu Millî Hareket Merkezi Kuvayı Millîye teşkilâtı kuruldu. 1 Ağustos 1920 Pazar günü Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Uşak’a gelerek, şimdiki Devlet Hastanesinin bulunduğu yerde, Uşaklılar ve Uşak Alayı ile konuşma yaptı. 2 Ağustos’ta Elvanlar, Eşme cephesine gidip döndüler. Mustafa Kemal’in Uşak işgalinden evvel şehrimize gelişleri gönüllü asker yazımı işini, milis kuvvetleri çalışmalarını hızlandırdı.

13 AĞUSTOS 1920’DE UŞAK SEMALARINDA İLK TAYYARE SESİ DUYULDU
Müteakip günlerde, 3 Ağustos’ta Banaz’dan 47 süvari, 19 gönüllü; 4. gün Hacim ve Sivaslı’dan 100 süvari, 6 Ağustos’ta Karahallı’dan gönüllü birlikleri cepheye gittiler. Bu arada Uşak’ta teşkil edilmiş olan Millî Kuvvetler de Alâettin Tiritoğlu, Ali Cengiz Çakaloz, Ethem Kaya ve Tahsin Beyler kumandasında cepheye hareket ettiler. 13 Ağustos 1920’de Uşak semalarında ilk tayyare (uçak) sesi duyuldu. Meşhur ve rahmetli Tayyareci Fazıl Bey’in uçağı da üç gün sonra ayrıca semalarımıza şeref verdi. Attığı beyannamelerde yakında Uşak’ın işgal edileceği bildiriliyordu. 29 Ağustos 1920 Pazar günü güzel şehrimiz Uşak, Yunan işgaline uğradı. 30 Ağustos 1920’de Yunan kumandanı Nider, şehirde tellâllar çağırtarak herkesin işi ve gücü ile meşgul olmasını bildirdi. Bu arada Yunan Kumandanı Papa Nikola da merkez kumandanı olarak vazifeye başladı.
GAZ VE BENZİN DÖKÜLÜREK ATEŞLENEN EVLER, UŞAK’IN SEMALARINI GECELERİ AYDINLATTI
İşgalin acı günlerini yaşlı hemşehrilerim ıstırapla hatırlarlar. Umumi hayat akışını kaybettiği gibi, yatsı ezanından sonra sokağa çıkma yasağı işgal boyunca devam etti. Can ve malından emin olamayan Uşaklılar, Yunan palikaryalarının devamlı ev dolaşarak, öğrenebildikleri yarım yamalak Türkçeleriyle “üç yumurta bir tavuk, haydi çabuk çabuk” diyerek dilenmelerinden kurtulamadı. Artık milletimizin çilesi dolmuş, Yunan sürülerine ders verme zamanı gelmişti. 26 Ağustos 1922’de Afyon-Kocatepe sırtlarında patlayan Türk topları ve parlayan Türk süngüleri Türk tarihine yeni bir çığır, yeni bir devir açıyordu. Şanlı ordumuzun taarruzları süratle gelişti. 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da kazanılan meydan savaşı Türk milletinin her bakımdan ilerlemesi ve yükselmesi için müjde oldu. Uşak’taki ve bozulan cephelerden gelen Yunan askerleri 29 Ağustos akşamından itibaren güzel Uşak’ımızı yer yer, mahalle mahalle yakmaya ve yağma etmeye başladılar. İstasyon civarındaki (şimdiki Orman Müdürlüğü binalarının olduğu yerde, o zaman mevcut bulunan ve Yunan cephaneliği olarak kullanılan) Ayintabi-zade Tahir Efendi Medrese ve cami ateşe verilirken, Karaağaç Mahallesi’ndeki Çiçeklerin evi, Ünalan Mahallesi’nde ve çarşının birçok yerlerinde gaz ve benzin dökülerek ateşlenen evlerin, dükkânların alev ve dumanları Uşak semasını geceli gündüzlü günlerce aydınlattı. Şehrin en mamur mahalle ve semtleri, çarşı bir kül yığını haline geldi. Bu cehennemî ateş çemberi içinde çapulculuk için dolaşan Yunan sürüleri, rastladıkları Türk erkek ve kadınlarını öldürüyordu. Tahir Efendi Hocamız, Besim Atalay Bey’in annesi ve kız kardeşi, Karabekirlerin bütün aile efradı ve yüzlerce masum kadın ve erkek hemşehrimiz bu arada insafsızca öldürülenler arasındadır.
ÜZERİMİZDEN VINLAYARAK GEÇEN MERMİLER, BİZLERE BAYRAM SEVİNCİ, YUNANLILARA DA ÖLÜM KORKUSU SAÇTI
31 Ağustos günü Uşak’ta bir haber duyuldu: “Türk askeri şehrin doğusundan girmiş ve çarşıya ulaşmış.” Denildi. Halk büyük bir sevinçle çarşıya koştu. Fakat acı bir tesadüfle karşılaşıldı. Gelen Türk askeri değil, cepheden kaçabilen ve trenle istasyona inen bozgun Yunan askerleri idi. Bunlar halk üzerine makineli tüfek ateşi açarak yangın söndürmeye uğraşan hemşehrilerimizin yaralanmasına ve ölümlerine sebep oldular. Şehre dağılanlar rastladıkları erkekleri alıp yanlarında Atina’ya kadar götürdüler. Dumlupınar’dan kaçıp kurtulan bozgun askerleri ile halkın mücadelesi o gün ve gece devam etti. 1 Eylül 1922 Cuma günü öğleden itibaren Uşak’ın Aybey Tepesi, Tekmen Bağları, Şehitler Tepesi ve Şose Yolu mevkilerine Türk topçusunun mermileri düşmeye başladı. Üzerlerimizden vınlayarak geçen mermiler bizlere bayram sevinci verirken Yunanlılara ölüm korkusu saçıyordu. Bozgun düşman askerleri şehrin bütün cadde ve sokaklarını doldurmuş, kaçacak bir yer, Yunanistan’a ulaşacak bir yol arıyorlardı. Saat 16 sıralarında Dördüncü Ordunun şanlı süvarileri Akse yolu’ndan şehrimize girdiler. Minarelerden okunan kurtuluş selâlarına halkın sevinç sesleri karışıyor, çarşı ve birçok mahalleler barut kokuları, ateş ve duman çemberi içinde bulunurken Uşağımız emsali görülmemiş bir bayram yaşıyordu.
KURTULUŞ GÜNÜ VE ERTESİ GÜN, İŞGAL SIRASINDA DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPMIŞ OLAN BAZI SAPIK VE DENSİZLER TEŞHİR EDİLİP ÖLDÜRÜLDÜ
Aynı gün Dördüncü Kolordu Kumandanı Kemalettin Sami ve Birinci Ordu Kumandanı Nurettin Paşalar Uşak’a ulaşarak Okkaoğlu Ahmet Efendi’nin evi ile Yılancıoğlu Mehmet Bey’in evlerinde erkân-ı harbiyeleriyle misafir edildiler. 2 Eylül Cumartesi günü ikindi vakti Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Fevzi ve İsmet Paşalar açık iki otomobille şehrimizi şereflendirdiler. Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa (İnönü) Bacakların Zeki Bey’in evinde, Başkumandan Atatürk Kaftancıların evinde karargâh kurdular. 2 Eylül’de Göğem köyü yakınındaki Kusra Boğazı’nda esir edilen Yunan Başkumandanı Trikopis ve General Diyenis 3 Eylül’de Başkumandanımız Atatürk’e karargâhı olan Kaftancıların evinde takdim edildi. Kurtuluş günü ve ertesi gün, işgal sırasında düşmanla işbirliği yapmış olan bazı sapık ve densizlerin sokaklarda teşhiri, bir kısmının da öldürülmesi olayları görüldü. Bu vatan hainlerinden bir kısmı bir daha dönmemek üzere Yunanlılarla birlikte Yunanistan’a kaçmışlardır. 2 Eylül öğlesinden itibaren yayınlanan merkez kumandanlığı emri ile düşmanla işbirliği yapanların halk tarafından cezalandırılmasına son verildi. Kurtuluş Savaşı’nın her safhasında ve her gününde devamlı gayret ve çalışmaları ile vatan vazifesini lâyıkıyla yapmış olan Uşaklılar bu mücadelede birçok şehit vermiş ve pek çoğu evsiz barksız kalmışlardır. Ne güzel Uşak, ne de Türkiye’nin bir karış toprağı bir daha işgal felâketine uğramayacaktır. Türk azminin ve Türk beraberliğinin bunu sağlayacağından eminim.



