Uşak Tanıtım ve Kültür Gönüllüleri Derneği’nden belgeselci Alp Arslan Dur, Uşak’ın Eşme ilçesinde bulunan Dereköy Mezarlığı’nda ki tarihi mezar taşlarını tanıttı. Mezar taşlarının sadece basit taşlar olmadığını ifade eden Alp Arslan Dur, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı balbal geleneğinin sadeleşmiş bir devamı olduğunu belirtti.
TAŞLAR, ORTA ASYA’DAN İTİBAREN BİLİNEN BALBAL GELENEĞİNİN ANADOLU’DAKİ SADELEŞMİŞ DEVAMI
Belgeselci Dur, balbalların yalnızca bir mezar işareti olmadığını aynı zamanda statü, güç ve hatıra taşı niteliğinde olduğunun altını çiziyor. Köy mezarlığında bulunan, baş ve ayak ucunda yaklaşık üç metreyi bulan işlenmemiş ve kitabesiz bu taşlar klasik Osmanlı mezar taşı geleneğinden ayrılmakta olup daha eski bir gömü kültürüne işaret ediyor. Dereköy mezarlığında bu ölçekte ve yoğunlukta bulunmaları içinse Dur, “Buranın sıradan bir köy mezarlığı değil, erken yerleşim evresine ait bir kurucu mezarlık alanı olduğunu göstermektedir” ifadesini kullanıyor.

MEZARLIKTA OKUNABİLEN EN ESKİ KİTABELİ MEZAR TAŞI 1820 YILINA AİT
Yazılı ve İslami mezar geleneğinin, mezarlıkta okunabilen en eski kitabeli mezar taşının 1820 yılına ait olmasından dolayı bu tarihten sonra yerleştiğini ifade eden Dur, “Buna karşılık balbalların formu, aşınma düzeyi ve anıtsal niteliği, bu taşların 1820’den daha eskiye ait olduğunu açıkça göstermektedir. Bu durum, Dereköy’de yerleşimin önce balbal geleneği ile başladığını, daha sonra Osmanlı döneminde kitabeli mezar taşlarına geçildiğini ortaya koyar” ifadelerini kullanıyor.

KÖY, KARAKEÇİLİ MERKEZLİ BİR ÇEKİRDEK YAPI ÜZERİNE KURULMUŞ
Erken evrenin, köy hafızasında “Karabey” adıyla anılan kurucu figür üzerinden anlam kazandığını belirten Dur, Dereköy mezarlığında diğerlerinden belirgin biçimde ayrılan, baş ve ayak ucunda yüksek balballar bulunan anıtsal mezarın bu bağlamda değerlendirildiğinde ise köyün kurucu liderine ait olmalı yorumunda bulunuyor. Dur, “Bu mezarın, Karakeçili Aşireti mensubu bir bey olan Karabey’e ait olması, saha verileri ve sözlü gelenek birlikte düşünüldüğünde güçlü bir tarihsel ihtimaldir” diyor. Dereköy’ün yerleşim modelinin bu yorumu desteklediğine vurgu yapan Dur, “Köy, Karakeçili merkezli bir çekirdek yapı üzerine kurulmuş; çevresinde ise “Gacar Yörükleri” olarak anılan farklı Yörük grupları iskân edilmiştir. Bu yapı, göçebe bir aşiretin lider öncülüğünde yerleşik hayata geçmesi ve ardından farklı grupların bu merkeze eklemlenmesi şeklindeki klasik iskân modeline uygundur” ifadelerini kullanıyor.

1820 YILI TARİHLİ MEZAR TAŞI, YERLEŞİK VE KİTABELİ MEZAR GELENEĞİNİN BAŞLANGICI
Köyün bulunduğu sahada antik dönemlerden itibaren yerleşim izlerinin de görüldüğünü hatırlatan Dur, bölgenin yakınında yer alan Divlit Höyüğü'nün, Erken Tunç Çağı ve Roma dönemlerine uzanan bir geçmişi ortaya koyduğunu, Osmanlı kayıtlarında ise yerleşim yerinin, 16. yüzyılda “Dere” adıyla anıldığını ve ilerleyen süreçte bölgenin önemli yerleşim yerlerinden biri haline geldiğini söylüyor. 1820 yılına ait mezar taşının, yerleşik ve kitabeli mezar geleneğinin başlangıcı olduğunu sözlerine ekleyen Dur, 1850 yılına tarihlenen caminin ise köyde kurumsallaşarak kalıcı bir yerleşim haline geldiğini ifade ediyor. Böylece Dereköy’de göçebe yaşamdan yerleşik düzene geçiş, mezarlık ve mimari üzerinden somut biçimde izlenebiliyor. Sonuç olarak Dereköy'ün, yalnızca Osmanlı döneminde ortaya çıkmış bir köy olmadığını ifade eden Dur, balbal geleneğini taşıyan erken bir Yörük yerleşimi olduğunu ve mezarlıkta yükselen balbalların ise bu sürecin en eski tanıkları olarak, Dereköy tarihinin yazılı belgelerden önceye taşıyan güçlü bir “taş hafıza” niteliği taşıdığını söylüyor.





